|
1999 yılında, ABD
Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi,
sözde Ermeni Soykırımı tasarısını 24 evet, 11 hayır
ve 2 çekimser oyla kabul etti. Bundan sonra
Temsilciler Meclisi Genel Kuruluna sevk edilen
tasarı, 1970'li yıllarda da gündeme getirilmiş, Türk
Milleti'ni tarih önünde karalayıcı, küçük düşürücü
nitelikte kararlar alması için Ermeniler tarafından
çabalar saf edilmiş ve edilmeye de devam
edilmektedir.
Bana kalsa; Kars
Antlaşması'nın 15. maddesi tüm keferelerin suratına
çarpılması gereken bir tek tokattır. Bu antlaşma;
Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan
arasında yapılmıştır. 15. Madde: “Müteakidin den her
biri işbu muahedenamenin imzasını müteakip derhal
diğeri tebaası hakkında Kafkas Cephesindeki harp
münasebetiyle irtikap edilmiş olan cinayet ve
cünhalar için tam bir affı umumî ilan etmeği taahüt
ederler.”
(Taahüt eden taraflardan her biri işbu antlaşma
sonrası derhal diğer ülke fertleri hakkında Kafkas
Cephesindeki savaş esnasında işlenen cinayetler ve
adi suçlar için genel af ilan etmeyi taahüt ederler)
şeklindedir. Bu antlaşma sonrası Ermeniler 27 bin
çeşitli kitap yazarak, çeşitli dillerde basıp dünya
kamuoyuna dağıtmışlardır. Ne acı kabullenmedir ki;
bizim Dışişlerimiz yukarıdaki sadece bir paragraflık
sulh antlaşma maddesini yabancılara hatırlatma
gereği bile duymamıştır. Bizim adımıza, bize ihanet
edenleri bir gün tarih çok kötü yargılayacaktır.
Önce soykırımın
tarifini yapmak gerekir. Savaşmamış, isyan etmemiş
bir kitlenin topyekün imhasına verilen ad
soykırımdır. Tıpkı tarihte İspanyolların Aztek ve
İnkaları, Amerikalıların Kızılderilileri, Almanların
Yahudileri yok ettiği gibi, masumlara karşı işlenen
katliamlar soykırım kapsamındadır. Halbu ki
Ermenilerin iddiaları tam tersi; İlgili tarihlerde
Türk ve Müslüman ahalinin soykırıma uğradığını
göstermektedir.
1973 yılından beri,
saldırgan ve iftiracı bir tutumla Amerika ve Avrupa
kamuoyunu etkileme ve Türk Milleti'ni küçük düşürme
oyunları içinde olan Ermeniler, 1878 ila, 1915
yılları arasında geçen 37 yıllık bir süreçte,
bağımsız bir Ermeni devleti kurmanın hayalleriyle;
isyanlar çıkarmışlar, I. Dünya Savaşı'nda Doğu
Anadolu'da cephe gerisinde Ruslarla iş birliği
yapmışlardır. Osmanlı Ordularına büyük zaiyatlar
verdirip, geri bölge emniyetini büyük ölçüde tehdit
etmişler, masum bölge halkını camilere veya
meydanlara toplayarak hunharca katletmişler, Sırp
tohumlarının yaptığı gibi cesetlere bile Ermeni
tohumları işkence etmişlerdir. Bu vahşiyane
mezalimin faturasını 510 sene önce kendi dininden ve
soyundan olmadığı halde, tüm dünya Yahudilerine
kucak açmış olan Necip Türk Milleti'ne yüklemeye
çalışan Ermeniler ile, onların asparagas iddialarını
'siyasi gelecekleri için' ciddiye alan Amerikalı ve
Avrupalı aydın geçinen dünün giyotin cellatlarının
torunları parlamenterler bizim elimizdeki belgelerin
aslına sahip oldukları halde, bu çirkin iftiralara
izin vererek tarihi vebal üslenmişlerdir.
Osmanlı İmparatorluğu
sınırları içerisinde yaşayan Hristiyan tebaa,
Osmanlı idaresinin aksayan yönlerinden çok,
kendilerini yöneten kendi cemaat ileri gelenlerinden
kötülük görmüşlerdir. 19. YY başlarında "Millet-i
Sadıka" adıyla adlandırılan Ermeniler, 1856 İslahat
Fermanı'ndan sonra, valilik, genel müfettişlik,
elçilik, milletvekilliği hatta; bakanlık mevkilerne
getirilmeye başlanmıştır. 1887 yılında ortaya çıkan
Hınçak ve 1890 yılında ortayaçıkan Taşnak Ermeni
terör örgütleri, bir taraftan propaganda
faaliyetlerini sürdürürken, bir taraftan da terör ve
katliam eylemlerine başvuruyorlardı. Bunların tek
gayesi, Rusya'nın desteğiyle Doğuanadolu'da bağımsız
bir Ermeni devleti kurmaktı. Taşnak ve Hınçak Ermeni
terör örgütleri, yanlız Doğuanadolu Bölgesinde
değil; İstanbul başta olmak üzere diğer illerimizde
de katliam faaliyetlerini sürdürüyorlardı. I. Dünya
Savaşı boyunca bütün köyler Ermeni teröristlerin
saldırılarına uğradı. Erkeklerin yanısıra kadınlar
ve çocuklar da cami avlularında toplanarak ateşe
verildiler. Diri, diri yakıldılar. Daha yakın
zamanda, Erzurum'da ortaya çıkartılan; bir Kur'an
Kursunda öğretim gören, yaşları 6-10 arası 70 erkek
çocuğuna tecavüz edilerek diri, diri yakılmış
haldeki cesetler bütün dünyaya; Ermeni mezaliminin
şiddetini göstermeye yetmedi mi?
ı. Dünya Savaşı'nın
başlamasından hemen sonra, Ruslar'ın Doğuanadolu'ya
saldırmasından önce, Ermeniler Van bölgesinde isyan
çıkardılar. Bölgede yaşayan Müslümanların çoğunu
katlettiler. Bunun üzerine Osmanlı Hükümeti,
Ermenileri savaş alanı dışına çıkarma kararı aldı.
Cephe gerisi güvenliği sağlamak üzere alınan bu
kararın uygulanması sırasında Ermeniler'in zarar
görmemesi için büyük gayretler sarf edildi. O
günlerde Ermeniler kadar, Müslüman ahali de
sıkıntılı günler yaşadı. I. Dünya Savaşı sona
erdikten sonra, Osmanlı askerleri ve idari
yöneticileri İngilizler tarafından tutuklanarak
Malta Adası'na götürüldüler. Ermeniler bugün iddia
ettikleri tüm sahte belgeleri orada İngiliz mahkeme
heyetine verdikleri halde, Malta tutukluları 1922
yılında serbest bırakıldılar. Durum böyle olduğu
halde, 1970'li yıllarda kurulan ASALA terör
örgütünün işlediği vahşice cinayetler hala
kanıtlarıyla ortadadır. Kan dökücü olan gerçek
katliamcılar Ermenilerdir.
ERMENİLERİN SANCAK
ÇOĞUNLUĞU YOKTU
Tarihi belgelere
baktığımız zaman, Osmanlı idaresi altında bulunan
topraklarda yaşayan Ermeni nüfusa da bakmak
lazımdır;
YIL ERMENİ
NÜFUS İMPARATORLUK NÜFUSU
1882
1,125,586 17,375,225
1895
1,167,068 19,050,307
1906
1,280,493 18,520,016
Görüldüğü gibi;
Ermenilerin sancak çoğunluğu yoktur. İmparatorluk
içerisinde sadece Van ve SİS bölgesinde (Sözde
soykırım yapıldığı iddia edilen Doğuanadolu bölgesi)
yüzde 64.62 Ermeni nüfus barınırken, genelde en çok;
yüzde 06.15'i geçmemiştir. O dönemdeki nüfus
iddialarını 2.5 milyon olarak ortaya atan
iftiracılar savaş sırasında 1 milyon Ermeninin
öldürüldüğü iddiasında bulunmaktadırlar. Gerçek ise;
1.3 milyon Ermeni tüm İmparatorluk sınırları
içerisinde barınmakta, olay bölgesinde ise: 300-325
bin Ermeni bulunmaktaydı. Bu nüfusun da yarıdan
fazlası Rusya'ya sığınmış, bir kısmı da Avrupa
ülkelerine ve ABD'ye kaçmışlardır. Savaş sırasında
ölen Ermeni sayısı bağımsız kaynaklara göre; 150-170
bin civarındadır. Bu rakam da sadece bölgenin
boşaltılması sırasında değil, savaş şartlarında
açlık, hastalık ve soğuktan ölenler de bu rakamlara
dahildir.
Değerli okuyucularıız;
Rahmeli dedem Konya, Seydişehir, Ortakaraviran
Köyü/Kasabasından Hatıbın Omar askerliğini o
dönemde SİS bölgesinde tayyareci olarak yapmıştır.
Gelecek yazılarımda O'nun anlattıklarını, Yüzbaşı
C.B. Norman'ın The Armenians Unmasked Ankara,
General Mayewski'nin Les Massacres D'Armenie, Rus
Erzurum Topçu Alayı'nın tarihçesi ve Yüksek rütbeli
Rus subaylarının Erzurumdaki Ermeni katliamlarıyla
ilgili notları; War Journal of thesecond Russian
fortress artillery regiment of Erzurum and Notes of
superior Russian officer on the Atrocities at
Erzeroum, Jean SCHLICKLIN'in Angora, Dr. Heath W.
Lowry'ın International Terrorism Washington D.C.
İnstitü. ve 1864 yılında Paris'te basılan M.B.C.
Collas'ın La Turquie adlı yapıtlarından Ermenilerin
yaptığı katliamlarla ilgili örnekler vereceğim. Bu
örnekleri Paris'te bulunduğum dönemde, 57.
Hükümetimiz zamanında Başbakanlık Tanıtma Fonu
Başkanlığı'na bir proje şeklinde sundum. Ancak bu
güne kadar ne yazık ki; Milletin tarihini okumamış
veya milli hislerden mahrum kalmış olması lazım
gelen bazı görevliler rağbet göstermediler.
Bilindiği üzer bu Fon zaman, zaman Saatçi&Saatçi
Ermeni firmasına ihale edilmiştir. İşin sakatlığını
anladınız her halde! Tüm milli konularımızda olduğu
gibi bu konuda da ciğerimizi ve kalbimizi hain
kedilere emanet edebiliyoruz. Görüşmek üzere,
Saygılarımla. |