TÜRKİYE'DEKİ SORUNLAR SORUNLAR

TÜRKİYE 1993 TEN SONRA GÖÇ ETMİŞ AHISKA TÜRKLERİ’NİN SORUNLARI

3835 Sayılı Kanunun 1. Maddesini esas alarak; başta Bursa olmak üzere, İstanbul, İzmir, İnegöl, Antalya, Gebze, Aydın, Çanakkale, Denizli ve diğer illere göç etmiş 50 bine yakın insanımız bulunmaktadır. Bu aileler Türkiye’yi çocuklarına vatan,  toprak ve bayrak edinme amacı ile göç etmişlerdir. Bu ailelerin çoğunluğu, eğitimli, yüksek ihtisas yapmış insanlardır. Şükürler olsun bu insanlar Türkiye Devleti topraklarında insanca yaşama garantisi altındalar. Çoğunluğu vatandaşlık haklarını almış, alamayanlarda ikamet ve çalışma izinleri var. Türkiye de yaşayan 65 milyon insan ile eşit hiçbir ayrımcılık yapılmadan yaşamlarını sürdürmekteler. Sağlık, eğitim sorunları çözüme kavuşmuş, çocukları normal okullarda okumaktalar.

Şu ana kadar çözüme kavuşmayan ve Ahıskalılar için hayati önem taşıyan sorunlar üzerinde geniş duracağız.

Sorunlar Şunlardan İbarettir :

1-     TBMM 02.07.1992 tarihli ve 3835 Sayılı Ahıska Türleri’nin Türkiye’ye  Kabulü ve İskanı Kanunu, aradan 12 yıl geçmesine rağmen çalıştırılmamıştır. Devlet tarafından 150 aile iskanlı olarak Iğdır’a yerleştirildi. Halbuki; 3835 Sayılı Kanun, eski Sovyetler Birliği’nde yaşayan bütün Ahıska Türklerini kapsıyordu. Kanun çalıştırılsaydı; Ahıskalıların sorunları büyük ölçüde çözülmüş olacaktı. Bu Kanunun 6. maddesine göre durumları iyi olup ta, Türkiye’ye bazı nedenlerle göç edemeyen ailelere çifte vatandaşlık hakları verilecekti. Bu kanunun çalıştırılması, Türkiye’ye göç etmiş 50 bin ve eski Sovyetler Birliği’nde yaşayan 500 bine yakın insanın geleceğinin  garanti altına alınmasıdır. Sayın yetkililerimiz: Kanunun 1. maddesini esas alarak, iskansız göç etmiş ailelere 3835 Sayılı Kanunun uygulanmasını istiyoruz. Aksi taktirde göç etmiş ailelerin sorunları çözülmeyecek, ekonomik durumları gittikçe kötüleşecektir.   

2-      Ahıska Türkleri’nin diplomaları denk sayılmalıdır. Hayati önem taşıyan konulardan biri de; eski Sovyetler Birliği’nde zor şartlar altında yüksek eğitim almış doktor, öğretmen, mühendis, hemşire ve diğer diploma sahiplerinin mağdur durumlarının giderilmesi gerekiyor. Stalin’in  ölümünden sonra 1960.yılından itibaren yüksek eğitim alma imkanı Ahıskalılar için mümkün olmuştur. Kimliklerine ‘Türk’ yazıldığı için eski Sovyetler Birliği’nde yerli öğrencilerden üç beş kat daha zeki ve başarılı olmak zorundaydılar. Aksi taktirde üniversiteleri kazanamazlardı. Ahıska Türkleri, toplumun yüksek diploma almış ve meslek sahibi olmuş nüfusun %5’ini teşkil ediyorlardı. 3835 Sayılı Kanuna göre iskansız göç etmiş 300’e yakın diploma sahibi var. 1996 yılından sonra göç edenlerin diplomaları  YÖK tarafından kabul edilmiyor. YÖK’ün denklik belgesi vermek için yaptığı sınavda, çözülmesi imkansız sorular sorulmakta, bunun açıklaması da herkesin bu sınavı kazanmasını engellemektedir. Sayın YÖK başkanına ve bu kanun ile sayın büyüklerimize seslenmek istiyoruz.

A)- Biz Ahıska Türkleri kendi ana vatanımıza 172 senelik ayrılıktan sonra, TBMM 3835 Sayılı Kanunun 1. Maddesini esas alarak göç etmiş bulunuyoruz.

B)- Amacımız büyük para kazanmak, zengin olmak, birkaç sene sonra geri dönmek değildir, aksine Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, 65 milyon insanımıza hizmet vermektedir. Geri dönüşümüz de mümkün değildir.

C)- YÖK sınavına: Türklük ve soydaşlık ile hiçbir alakası olmayan insanlarla aynı odada ve sandalye’de tabi tutulmamız  bizleri çok üzüyor. O insanların sınavı kazanamadıkları takdirde geri gidecekleri vatanları: Rusların-Rusya, Ukraynalıların –Ukrayna, Arapların-Arabistan. Ahıska Türklerinin böyle bir şansı yok, kazanamadıkları taktirde Türkiye’de inşaatlarda ve temizlikte çalışmak mecburiyetindeler, aksi taktirde aileleri aç ve perişan kalacaklardır.

D)- Eski Sovyetler Birliği’nde yaşamış ve azınlıklar statüsüne dahil başta Ahıska Türkleri olmak üzere, Rumlar, Yahudiler ve Almanlar vardı. Üniversite’de eğitim almış diploma sahipleri kendi vatanlarının yanı sıra; Almanlar-Almanya’ya, Rumlar-Yunanistan’a, Yahudiler-İsrail’e gidince kendi devletleri tarafından diploma sahipleri 6 dil ve meslek üzerine verilen bir eğitim üzerine, sınava tabi tutularak diploma denklikleri onaylanıyor. Biz Türk olduğumuz için burası T.C Devleti olduğu için neden böyle bir uygulama ile  diplomalar onaylanmıyor. Ahıska Türkleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin neresine görev  verilirse, seve-seve giderek, mesleklerini en iyi şekilde yaparlar. T.C Vatandaşlığına kabul edilen Ahıskalıların diplomaları YÖK tarafından çözüm getirilerek onaylanması gerekir. Bu onların en temel evrensel insan haklarıdır.

3- Ahıska Türklerine Türkiye’de emeklilik hakları tanınmalıdır. Bütün dünya çağdaş ülkelerinde, devletlerinde belli bir süre ve yaşa kadar çalışan insanları o devletin  insanlarını, o devletlerin yasalarını sağladığı haklardan yararlanarak emekli oluyorlar. Emeklilik, yaşlılık dönemleri için sağlanan en iyi sosyal güvencedir. 1992 yılından sonra T.C Devletine göç etmiş ve emeklilik haklarını kazanmış, Ahıska Türkleri onların, Türk milletinin bir parçası olduklarını, asırlar boyu Türklük uğrunda canlarını bile esirgemeyen toplum olduklarını  hesaba katarak şehit aileleri veya gazi aileleri statüsünde belli bir maaş bağlanmasını talep etmekteler.

a- Emekli yaşına ulaşanların emekliye ayrılmaları için Türkiye Hükümeti ile Bağımsız Devletler topluluğu ülkeleri arasında yoğun çalışmalar başlatılmalı ve Ahıska Türklerini yaşlılık dönemleri için, emeklilik hakları sağlanmalıdır. Çalıştığı ülkelerden emeklilik hakları sahiplerine ödenmek üzere, Türkiye’ye transfer edilmeli.

Şu ana kadar T.C Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti  arasında sosyal güvenlik sözleşmesi  22 Ocak 2001. Tarihli 24295 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Kanun no:4596  kabul tarihi: 1 Kasım 2000. yılı imzalanmıştır.

b- Eğer Ahıskalıların emeklilik haklarının Türkiye’ye transfer edilmesi  yolundaki girişimler sonuçlanmazsa, 1992 yılından sonra Türkiye’ye göç etmiş T.C  Vatandaşlığına kabul edilmiş, Ahıska Türklerine Türkiye’de emeklilik haklarının tanımasını sağlanmalıdır. Emekli aylığı bağlanmalı, eski Sovyetler Birliği’nden göç eden Almanlara-Almanya, Yahudilere-İsrail belli bir yaşa gelmiş yaşlılara askeri ücret hesabından emeklilik maaşı bağlıyabiliyorsa, aynısı da Türkiye de Ahıska Türklerine yapılabilir. Miktar önemli değil, önemli olan değer ve ilgi.

3-     Ahıska Türklerinin toplu konutların yapılması hususunda;

İki kez sürgüne ve soykırıma tabi tutulmuş, malları mülkleri ellerinden alınmış, Ahıskalılar’ın Türkiye’de ne bir kooperatif yoluyla ne de başka şartlada ev sahibi olabilmek için maddi güç ve imkanları yoktur. 1994 ten sonra Türkiye’ye göç etmiş ailelerin durumu buna hiç müsait değil. Birkaç imkanı olan aileler, zaten ev edindiler. 59. Hükümetin de programında olduğu gibi yoksul ailelere Toplu Konut İdaresi tarafından evler yapılarak kira öder gibi 10-15 sene içinde ev sahibi olma  ihtimali daha elverişlidir. Ancak böyle olduğu takdirde, Ahıskalılar Türkiye’de ev sahibi olabilirler. Devletin kamu arazilerine ve uygun yerlerde arazi tahsis ederek, bedelsiz evler yapıp vermesi gerekiyor. Böylelikle zor durumda olan, evine ekmek alamayacak kadar sıkıntıda olan ailelerin de ev sahibi olabileceği bir projenin üretilmesinin gündeme getirilmesi gerekiyor.

            Bu durum Türkiye’ye göç etmiş ailelerin en büyük sıkıntısı ve hayati önem taşıyan problemlerdir. Çözüme kavuşması için sayın büyüklerimizden destek bekliyoruz.

 

AHISKA TÜRKLERİNE ÇAĞRI

 

             Unutulmuş, tarih sayfalarında kayıp olmuş bahtımıza bir tek Türk olma suçu çıkan ve bu suçun bedelini çok ağır ödeyen öz ve öz bu cennet Türkiye’mizi bizlere bîzler miras bırakan ecdadın evlatları; Bütün haklarımız gasp edilmiş ecdat topraklarından sökülüp atılmış, belirsiz bir geleceğe sürüklenmiş, yeni soyumuzu devam ettirecek evlatlarımız zehirlenmiş ellerimizden alınmış, bütün can damarlarımız kesilip atılmış, bir tek ayakta kalma mücadelesi ile baş başa kalarak eziliyoruz, küçülüyoruz. Her şeye muhtaç, her şeyden mahrum kalarak kadere boyun eğerek çırpınıyoruz. Görüyoruz ki bizler özü bir, derdi bir milletiz. Bugün bizi rahat bırakmayan,  bütünümüzün durumu; bu durum beyinlerimizi, kalplerimizi, bütün duygularımızı meşgul etmektedir. Hepimiz merak içindeyiz. Sonumuz ne olacak? Bu duruma nasıl son verebiliriz?

            Bir tek bizlerin şahit olduğu tarihlere bakarsak, 1917 Sosyalizm ihtilalinden sonra repressiya yılları binlerce aydınımıza, ileri gelen büyüklerimize Sibirya’nın madenleri mezar olmuştur. Sindirme ve yok etme politikaları yüzlerce aileyi birbirinden koparmış bazılarımız Türkiye’mizde kurtuluş bulmuşuz. Ya geride kalanlar! Binlerce uydurmalarla suçlanarak Sibirya’nın karları kefen olmuş, mezarları belli olmayan insanlarımız. 2. cihan harbi 27 bin canı almış, bütün elinde silah taşıyabilecek insanlarımız ön saflarda Sovyetler uğrunda kahramanca çarpışırken, köylerinde kalan bu gazilerin ailelerini bir günde hayvan vagonlarına doldurarak belirsiz bir geleceğe gönderilmişlerdir. Yolculuk esnasında ve sonrasında akıl almaz yaşam şartları 17 bin canı gene aramızdan almıştır. Bir tek vatan hasretiyle kavrulan büyüklerimize KGB zindanları mezar olmuştur.

            Bu olayların devamında Özbekistan’da “Fergana ve Buka”, Kırgızistan’da “ Akbaşat ve Karabalta”, Kazakistan’da “Rahat” olayları ve Kuzey Kafkasya’daki provokasyonlar ile binlerce akrabamız mülteci ve vatansız duruma düşmüştür. Görüyoruz ki hep bulunduğumuz devletlerde hep birileri uğrunda bırakın verdiğimiz emekleri, canlarımızı dahi esirgememişiz ama sonuçlar gene aynı olmuş, işleri biter bitmez bizleri ortadan kaldırmaya ve yok etmeye çalışmışlardır. Fergana’da güzel ortamını yakalamamış mıydık? Akbaşat’ta eksikliğimiz mi vardı? Kazakistan bizleri hiç aç bırakmamıştı. Kuzey Kafkasya’da bellerimiz hiç düzelmemişti. Azerbaycan’da köle gibi çalışarak kimin ekmeğini elinden aldık ki? Bunları bizlere hep çok gördüler. gırtlağımızdan geçen her lokmayı zehir ettiler. Bizlere  yapılan  vahşeti  başka  toplumlarda gördünüz mü? Bunların devamına müsaade mi edeceğiz. Bizlerin vatan, toprak,bayrak edinmemiz gerekmez mi?

Bizler  öksüz  değiliz.Dünya devletleri ve dünya toplulukları arasında önemli rolü olan, Asya ve Avrupa arasında dengeyi sağlayan, dünya tarihinde büyük iz bırakan Türkiyemiz kurtuluşumuz değil mi? Bütün yaralarımıza sürülecek merhem değil mi? Bizlerin huzuru ve refahı değil mi? Parçalanmış aileler bu topraklarda birleşmez mi? Taptığımız dünya malını bu topraklarda edinemez miyiz?Ellerimizde çöp-çöp  damla-damla biriktirdiğimizi görüyoruz ki Türkiye dışında ellerimizden çekilip alınıyor ama Türkiye’de bu mümkün mü?

 

Bu kadar verdiğimiz canın, akıttığımız kanın, terin mükafatı bu kadar canla ödemeyle ödüllendik.Halkımızın çoğu olup bitenlerin farkında değil.Öte yanda yalnızlığın hissine kapılmış, umutsuzluk ve güvensizlik hakim olmuş.Kurtuluş  nerede, gerçekler nerede?Bir sürü sorular karşısında halkımız cesaret edip cevap veremiyor.

Birileri uydurmalarla milletini ve dinini değiştirmeyle Ahıska’ya döneceklerine  inandırılıyorlar. Birileri gerçekleri görüyor, Türkiye’ye sarılıyor.Birileri mal edinip, karnının doyduğu yere  sıkı sarılanlar halk arasında ikiyüzlü oyun oynuyorlar. Halkımızı kandırarak bekçi haline getirmişlerdir. Ezelden beri bizleri hedef alan güçlerin elinde alet olarak en zalim haline gelmişlerdir. Türkiye’mizi kötüleyerek uydurmalarla, önderlere kir atarak halkımızı sindiriyorlar. Amaçları mal varlıklarını kaybetme korkusu. Kimsede korkudan kalkıp halkımıza bunları anlatmıyor, cesaret edenler kolayca bunlar tarafından bertaraf ediliyor.

Bizlerin değerli Aydınları;

Bütün topluluklarda aydın kesim halkın önderi olmuştur.Toplumların ilerlemesinin liderliğini yüklenerek  kurtuluş yollarını göstermişler canlarını esirgememişler.Ya bizler! Her birimiz kendimizi milli  kahraman ilan etmişiz ve kendi çıkarlarımız peşindeyiz. 

Günümüzde tarafımızdan sayısız sivil toplum örgütleri kurulmuş ve faaliyette bulunmaktadır.Keşke bizlerin bu kadar sorunlarımız olmasaydı.Günümüzdeki örgütlerimizin faaliyetleri, yaptıkları işleri kabullenebilirdi. Ama görüyoruz ki bizlerin sorunları çok farklı ve başka topluluklarda kurulan örgütler gönül, fikir ortakları tarafından kurulmaktadır. Ya bizler! Farklı olduğumuz vatansızlık, sahipsizlik, arazisiz, dağınık, kopuk, maddi ve manevi yönden yoksul, yarından umutsuz, sürekli baskı altında. Birileri uydurmalarla din ve devletini değiştirme peşinde. Birileri menfaat peşinde ve siyasilerin elinde alet olup, kendi çıkarlarının peşinde koşarak yeni uydurmalarla halkı kandırıyorlar. Birileri ise mal varlığını korumak için, halkı koruyucu, bekçi gibi kullanarak uyutuyorlar.Hakta yaptıklarının farkında değil. Bu mal varlığı sahipleri gerektiği zaman kendilerini kolayca kurtarabiliyorlar. Geride kalanlar ise fakir koruyucular oluyor.

Büyük mücadelelere rağmen bu örgütler ve önderler ne kendilerini kurtarabilmişler ne de halkımıza faydalı işler yapmışlardır. Bunun nedenleri zannediyoruz ki anlaşılmıştır. Bunların sebepleri art niyet, kişisel meseleler, konudan uzak olmaları, kabilecilik, familyacılık ve bencilliktir. Bundan dolayı halkımız katılmıyor, destek vermiyor ve uzaklaşıyor. Bu yüzden daha hiç bir şey yapamamışız, mirasçı olamamışız ve devam ettirilecek hiç bir şey yaratamamışız.

Bu tecrübe ve faaliyetlerimiz ışığında önerilerimiz ise şunlardır:

Günümüzde görüyoruz ki bu halde sorunlarımıza birbirimizden kopuk, bağımsız hareket ederek çözüm getiremiyoruz. Birleşmemiz, bütünleşmemiz ve bir çatı altında çözüm üreten, fikir üreten ve sorunlarımıza cevap verebilecek, arzularımızı gerçekleştirebilecek bir teşkilatın inşa edilmesi kaçınılamaz hale gelmiştir. Aynı fikirde ve aynı görüşte olan insanlarımız bir araya gelmeli iç çatışmalardan vazgeçilmeli, kişisel meselelerden vazgeçip istikbalimizi aydınlatacak davalarla uğraşmalıyız.

Her zaman birbirimizle mücadele ettik, hep dört duvar içinde konuştuk, dışarı açılamadık. Kalıcı ve devam edilecek hiçbir şey yaratamadık.

Bizler gibi kendilerini Türk bilen, Türkiye’mizi vatan sayan, bizlerin fikrinde olanları bu kutsi davamıza davet ediyoruz. Bizim gayemiz halkımıza önderlik yapabilecek idare yapısını oluşturmaktır. Bu maksadımıza nail olduktan sonra yapamayacağımız hiçbir şey kalmaz. Bu hem bizlerin hem halkımızın en büyük arzusudur.

Hayatımıza küsüp kenara çekilmeyelim. Talihsiz kaderimize boyun eğmeyelim. Mirasçı olalım. Gelecek kuşaklarımız bizden nefret etmesin. Saygıyla ve rahmetle ansın. Gelin birleşip bütünleşelim. Birbirimize destek olalım. Güçlü olalım ki yalnızlığın hissine kapılan halkımıza umut verelim, uyandıralım, sahip çıkalım. Güçlü olalım ki düşman karşımızda titresin. Güçlü ve birlik olalım ki sesimizi duyurabilecek, yardım ve destek alabilecek duruma gelelim. Bir safta yürüyelim. Aynı fikre gelelim ki kurtuluş yollarını bulabilelim.

Uzun yıllar hizmetleri geçmiş değerli ağabeylerimizden ebediyete göç edenlere vatan millet aşkını bizlere aşılayanlara rahmet, hayatta olanlara ve doğruları görenlere sağlık ve uzun ömürler dileyerek, çocuklarımızı mutlu, bizleri memnun, halkımızı rahat ettirecek, bütün milletimizi kucaklayacak, yaralarımıza merhem sürecek, anne ve bacılarımız gözyaşlarını, babalarımızın acılarını dindirecek, gelecek kuşaklarımızı belirli bir geleceğe götürecek, kaderimizi değiştirecek, anavatanlarına dönmelerine ışık tutacak, hak ve hürriyetlerine kavuşturacak birliğe nail olmamızı temenni ediyoruz. Bütün halkımızı ve sizleri, candan kıymetli aziz milletimizi saygı ve sevgiyle davet ediyoruz.

SONUÇ

Ahıska 16 Mart 1921 Moskova Antlaşması ile Rusya'ya terk edildi. Uzun yıllar Rusya tarafında kalan Ahıska Bölgesi’nin Türk nüfusu sürekli adaletsizlik ve zu­lümlere tabi tutuldu, zaman zaman onlara katliamlar yapıldı. 1944'te Sovyetler Birliği diktatörü Stalin'in em­ri ile Ahıska Bölgesi’nin 220 Köyünde 20600 Türk ailesinin bütün malı mülkü ellerinden alınarak amansız koşullar altında Orta-Asya'ya sürgüne gön­derildi, uzun sürgün yolculuğu sırasın­da ve sürgün yerleşim yerlerinde kısa süre içinde 17 bini çocuk olmak üze­re 30 bin insan hayatını kaybetti.

1989-1990 yıllarında Özbekis­tan'da "Türklere ölüm!" sloganı altında gerçeklesen katliamlarda 1000'den fazla Ahıskalı’ın evleri yağ­malandı, ateşe verildi ve çok sayıda insan öldürüldü.

Sayıları 500 binden fazla olan Ahıska Türkleri bugün eski Sovyetler Birliği’nin 13 ülkesinde dağınık halde ağır geçim sıkıntıları içinde yasam mücadelesini veriyorlar. Bir kısmı da 3835 Sayılı Kanununa ümit bağlaya­rak Türkiye'ye göç ederek, aynı ge­çim sıkıntılarıyla karşı karşıya bulunu­yorlar.

Rusların egemenliği altındaki ülke­lerde Türklerin hayat koşullarının nor­mal olması mümkün değil. Türkiye'de Ahıska Türkleri’nin yaşam şartlarının kötü olması garip ama gerçek.

Ahıska acı gerçekleri hakkında bilgi sahibi olan her dürüst insan bu adaletsizliği bertaraf etmek için insa­niyet namına TÜRKİYE'Yİ YÖNETENLE­RE SESLENMELİ:

-Daha ne kadar bu suçsuz insan­lar göz yaşı dökecek?

-Ne zaman Türkiye, yapılmış ha­taların bilincine varmak zaruretini ka­bul edecek ?

-Niçin Türkiye Devleti'nin "masa başı Ahıska kaybı" fatura bedelini yalnız Ahıskalılar ödeyecek ?

-Türkiye 'deki 70 milyon kardeşimiz Ahıskalıların, üzüntüsüne ve Ahıska kaybına ortak olmaya­cak mı ?

Yapılmış hatalar yüzünden mağ­dur duruma düşen ve Türk Milleti'nin bir parçası olan Ahıska Türkleri’nin sorun­larının çözüme kavuşması için acilen siyasi ve ekonomik tedbirler alınmalı.

Ahıska felaketi Türkiye için şu an itibariyle hazin bir vefat. Bundan sonra, Türkiye'nin büyük bir dünya devleti olarak Ahıska Türk­lerine yapacağı şey, en az Rusların Ermenilere sahip çıktıkları kadar sa­hip çıkmaktır.

Ahıskalıların sürüklenmiş bu deh­şet verici çökme, kaybolma nokta­sında Türkiye Devleti derhal TBMM'nin 2.7.1992 tarihli ve 3835 sayı­lı "Ahıska Türklerinin Türkiye'ye Kabulü ve İskanına  Dair Kanununu TBMM'de tekrar gündeme getirmeli, büyük sorumluluk duygusu ile kanunu incelemeli ve karara bağlamalı:

Türkiye Devleti kardeşlik ödevini yapmak duygusu ile her türlü destek ve savunma girişimlerinde bulunmalı.

Tarihi vatanları Ahıska'ya ger dönmeleri sağlanmalı veya Türkiye'de insanca yasamaları için gereken fedakarlığa katlanmalı hiçbir şeyi onlardan esirgememek sorumluluğu ile hareket edilmeli.

Ahıska Bölgesi'ne benzer verimli topraklara, zengin doğaya sahip yüz ölçümü de en az Ahıska kadar geniş bir bölge Ahıska bedeli olarak vurgulanmalı, buralara devlet tarafından modern köyler kurulmalı ve Ahıskalıların toplanması bütünleşmesi sağlanmalı.

Eğer Türkiye Devleti bunları gerçekleştirirse Ahıska Türkleri’nin çilesine son verilmiş olur.

 

  

 

 

  

  

  

Google

Copyrights (c) 2004  karun@karunpc.com   

www.karunpc.com